Saturday, November 05, 2005
Harvard'li Fehmi
Benim Harvard vede MIT'li, cokta "mutevazi" abim, Dick Fehmi
dayanamamis Bayram'da yedigi fazla yagli imam bayildinin
tesiri ile olsa gerek son yazisinda kendini de yaglamayi unutmamis.
Mutevazi= Kendini pazarlamaya çalışmayanların sıfatı. Nadir bulunan insan özelliği.
Histerikliğe gerek duymama durumu. Batının rekabetçi anlayışında yeri olmayan nitelik
Son yazisinda ne kadar derin vede uzun goruslu (turna gibi)
bir deha oldugunu ballandira balandira anlatirken soyle buyurmus:
"Bir yandan Harvard'ta master yapıyor, bir yandan da Massachusetts Institute of Technology'nin uluslararası araştırmalar merkezinde 'konuk araştırmacı' olarak çalışıyordum.
Dünyanın en iyi 15 üniversitesi klasmanında hâlâ ilk iki sırayı işgal eden bu eğitim kurumları olaylara farklı gözle bakabilmemde önemli rol oynamıştır."
Bilmeyenlerde sanirki Harvard'in hukuk yada isletme fakultesini bitirdi, MIT'de de
Sloan School of Management'tan doktora derecesi var.. oylede bir hava yaratiyor ustad...
Harvard'in Center for Middle Eastern Studies 'tan master derecesi almak bir Amerika'li bir Ingiliz, bir Alman icin cok zor olabilir cunku ogretilen derslerin cogu Islam ve Arap kulturu uzerine oldugu icin tez yazabilmek yada dise dokunur arastirma yapabilmek iyi Arapca bilmek gerekir.
Arapca bilmedende tez yazarsin o sorun degil. Zaten sorun olmadigi icin bu bolume ilgi duyan ogrencilerin cogu (eger CIA tarafindan kaydi yaptirilmamissa) Fehmi abimiz gibi gocmen kuslardir. (Turna gozlu, boru sesli, imam hatip mezunu hafizlar)
Birde bu bolumun hocalarinin yuzde 50 si ya Arap yada Turk'tur.
(Bakiniz : http://www.fas.harvard.edu/~mideast/faculty/primary/index.html)
Yani tez yazabilmek icin Ingilizce bilmesen olur. Ha Imam Hatip Islam Yuksek El Hafiz Universitesinde doktora yapmissin ha Harvard'da sen cal ben oynayayim usulu bir master.
Orada gorev yapan hocalarimizi kucumsemek icin yazmiyorum bunlari. Ancak imam hatip mezunu olan vede Suriye'de de arapca dersleri almis bir imam-i hafiye olan Fehmi Koru icin boyle bir bolumden master almak okulun ismi Harvard oldugu icin herhalde buyuk bir onem tasiyor. Neyse mutavazi bir sekilde gittigi okulu ovdugu icin fazla kurcalamayalim. Bazi okuzler gibi Harvard Square'deki Coop'tan aldigi uzerindede koca harflerle Harvard yazan $25 dolarlik T-shirt'u giyip Kanal-7'de cikabilirdi bizim Fehmi. Ancak mutevazi bir sahsiyet oldugu icin yapmiyor boyle gorgusuzlukleri. Nede olsa Harvard mezunu...
Harvard'ta aldigi bu muthis(!) egitim sayesinde gercektende olaylara farkli bir gozlukle bakar bizim Fehmi.
Ornegin:
Menemen'deki yobazlarin vahsetini "gazetelerin üçüncü sayfalarýnda hemen hergün okumaya alistigimiz türden menfur ve sapikça bir olay..." Devletin her yil bu zaman hareketlenmesi için bir sebep yok kisacasi" diye kucumseyip o yobazlardan dahada assagilik durumlara dusmeyi bir gorev bilir.
" Ataturk Bektasiydi" gibi sacma sapan bir iddiayi tek bir kaynaga dayanarak ciddi ciddi kaleme alarak "tekke ve zaviyelerin geri gelmesini istiyorum" demek SIKTIGI icin milleti manipule etmeye calisir..
"Afis" baslikli yazinda yine ayni sekilde Ataturk'un devrimlerini ti'ye almaya yeltenerek Amerika'daki sayilari 25,000'i gecmeyen dolayisi ile anayasayi kendi yasam bicimleri dogrultusunda degistirmeye gucleride yetmeyen Amish'leri ornek gosterme komikliklerinide cok "bilimsel" bir sekilde yapar..
Inandiriciligini, guvenirligini, sayginligini kaybetmek istemeyen bir yazarimiz oldugu icinde, dinci soylemlerle umre'sinde nasil yere yan gelip yatarak elle kebap yedigini, nasilda dindar biri oldugunu ballandira ballandira kosesinde anlatarak, Harvard'ta ogrendigi medeniyeti bizlerede
kaleminden ballar damlayarak ogretir..
Yani Fehmicigim, hic Harvard Square'deki cay bahcesinde oturup gelen gecen guzel kizlara bakmamis olsak, MIT'nin "infinite corridor"unda kaybolmuslugumuzda olmasa, sen bizide herkesi aldigin gibi kafaya alacaksin ama..
Olsun olaylara birde borunun alt tarafindan bakip, osurugun yonunu iyi tayin etmekte yarar var.
Bayramini kutlar, ajanlik uzerinde yazdigin guzel yazi dizilerini hasretle beklerim.
Umit Sen
AYDINLIK TÜRKÝYE'NÝN HABERCÝSÝ
Bugünkü Yeni Þafak
Y A Z A R L A R
Ana Sayfa
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Kültür
Spor
Yazarlar
Televizyon
Saðlýk
Arþiv
Biliþim
Dizi
Düþünce Günlüðü
657'liler Ailesi
Yemek
Çalýþanýn Sesi
Politik Fis-Kos
Nar-ý Beyza
Eski bir 'komplo'
Washington'da patlayan skandalýn Ýran'a dayanacaðýný tahmin ediyordum zaten. Ýranlýlar, þaþkýn Amerikalýlarý biraz daha þaþýrtma ustalýðýna sahiptir çünkü. Geçerliliðini deneyerek öðrendiðim bir gerçektir bu... Skandalýn derinine nüfuz etmeye çalýþýrken müthiþ keyif duyuyor ve sizlere de duyurmaya çabalýyorsam, sebebi, yýllar önce yaþadýðým bir baþka keyiftir...
Tahran'da bir grup gencin Amerikan Büyükelçiliði'ni basýp diplomatlarý rehin aldýðý günleri hatýrlar mýsýnýz? 1979 yýlý kasým ayýydý. ABD Baþkaný Jimmy Carter Ýran'ýn devrik þahý Rýza Pehlevi'nin kanser tedavisi için New York'a gelmesine izin verince bir grup Ýranlý öðrenci Tahran'daki Amerikan Büyükelçiliði'ni basmýþtý. Tâkip eden bir yýl, ABD ve dünya sisteminin nasýl çalýþtýðýný gözlememi saðlayacak olaylarla dolu geçti.
ABD'de 1980 kasým ayýnda seçim yapýlacaðý için o bir yýl önemliydi. Carter rehineleri kurtaramazsa seçimi kaybedeceðini biliyordu. Rakibi Ronald Reagan da rehinelerin seçim öncesi serbest kalmasý durumunda sandýk þansýnýn darbe yiyeceðini... Reagan ekibi, bir yandan Ýran'a karþý çýkan sert kovboy görüntüsünü kitlelere verirken, el altýndan da, ellerindeki rehineleri seçimden önce serbest býrakmamalarý karþýlýðý Ýranlýlarla silâh pazarlýðý yaptý.
Bu süreci ben ABD'de izledim. Bir yandan Harvard'ta master yapýyor, bir yandan da Massachusetts Institute of Technology'nin uluslararasý araþtýrmalar merkezinde 'konuk araþtýrmacý' olarak çalýþýyordum. Dünyanýn en iyi 15 üniversitesi klasmanýnda hâlâ ilk iki sýrayý iþgal eden bu eðitim kurumlarý olaylara farklý gözle bakabilmemde önemli rol oynamýþtýr. Oradayken Yeni Devir gazetesine 'Amerika mektubu' baþlýðýyla gönderdiðim deðerlendirmelerin bir bölümü, sonradan (1985'te), 'Ýran-Kontra skandalý' diye patlayan büyük olayýn baþlangýcýna ýþýk tutucudur...
Ýranlýlar, diplomatlarýný 'rehine' aldýklarý 'Büyük Þeytan' ile, dünyanýn pek çok baþkentinde 'gizli' temaslar yürütmekten geri durmamýþlardý. Sonunda Carter ekibiyle deðil Reagan'ýn adamlarýyla yaptýðý anlaþmaya sâdýk kaldý Tahran'daki yeni rejim; onun karþýlýðýnda da 1980'de patlayan Irak'la savaþýnda gerekli bazý silâhlarý, kimsenin ruhu duymadan, ABD ve Ýsrail'den elde etmeyi baþardý...
O görüþmelerin perde arkasýný öðrendikçe Yeni Devir okurlarýyla paylaþmýþtým. Sonunda, gazeteye, Amerikalýlar ile Ýranlýlarýn Paris buluþmasý tutanaklarýna da yer veren bir hafta sürecek bir yazý dizisi gönderdiðimi hatýrlýyorum. O dönemden aklýmda kalan izlenim þudur: 1980 yýlýnda yapýlan ABD baþkanlýk seçiminde Ronald Reagan'ý oylarýyla Amerikan halký seçmiþ olsa bile, bunu saðlayan, rehine siyasetiyle Ýran olmuþtu. ABD'ye baþkan olarak Reagan'ý tercih eden Ayetullah Humeyni'ydi...
Gary Sick, Ford, Carter ve Reagan dönemlerinde Ulusal Güvenlik Konseyi'nde çalýþmýþ bir subay. Onun kitabýna ad olarak seçtiði 'October Surprise' (Ekim sürprizi) o dönem yaþananlarý anlatan bir 'deyime' dönüþtü. Kitabýn özet cümlesi þudur: "Reagan-Bush ikilisi, Amerikan demokratik sürecini baltalamayla sonuçlanacak profesyonelce örgütlenmiþ bir istihbarat operasyonu düzenlemiþti."
Çok karmaþýk yönleri vardý o operasyonun ve taraflarýn gizliliðe olaðanüstü riayet etmesi gerekiyordu. Gary Sick, Ulusal Güvenlik Konseyi'ndeki konumu sayesinde, Carter döneminde baþlamýþ Ýran'a 'gizli' silâh teslimatýyla ilgili bilgileri günü gününe ediniyordu.
Bush ekibinin Irak'a açtýðý son savaþa en þiddetle karþý çýkanlardan gazeteci Robert Dreyfuss, yeni çýkan 'Devil's Game' (Þeytan'ýn oyunu) adlý kitabýnýn 'Ýrangate' konusuna ayýrdýðý sayfalarýnda, iliþkinin sonucunu þöyle özetliyor (s. 293): "Sonunda rehineler serbest býrakýldý, ancak 20 Ocak 1981 günü, Reagan Amerika'nýn 40. baþkaný olarak yemin ettikten dakikalar sonra..." Dreyfuss, Gary Sick'in þu hüküm cümlesini de aktarýyor araþtýrmasýnda: "Bunun, William Casey tarafýndan aylar önce planlanmýþ ve çok iyi kotarýlmýþ bir komplo sonucu olduðunu pek az kiþi fark etti..." Reagan baþkan olduðunda CIA'nin baþýna William Casey getirilecekti.
Michael Ledeen'in 'Ýran uzmaný' sýfatýyla baþýný çektiði ABD heyetiyle gizli pazarlýklarý Ýran adýna yürütenin adýný da vereyim: Ahmed Kaþani. Babasý Ayetullah Seyyid Abdülkasým Kaþani de, 1953'te, Baþbakan Musaddýk'ý devirip Þah'ý yeniden tahtýna döndüren ABD darbesinde kitleleri hükümete karþý kýþkýrtan komplonun içinde yer almýþ biriymiþ... Bir de silâh tüccarý vardý Ýran heyetinde: Manuçehr Gorbanifar...
Bütün bunlar size garip gelebilir. Gelmesin. Çeyrek yüzyýl önce cereyan etmiþ olayýn bugüne de bakan bir yüzü var. Saddam'ý devirmeyle sonuçlanan Irak savaþý geride býrakýldýðýnda, ortaya çýkan tabloya bakýp, Amerikalýlar, "Acaba bizi bu iþe Ýran mý itti?" sorusuna cevap arayabilirler. Arayabilirler, çünkü Nijer sahte belgelerinde Ýran'ýn parmaðý kendini belli eder gibi...
Herhalde yarýna kadar sabrýnýz vardýr...
dayanamamis Bayram'da yedigi fazla yagli imam bayildinin
tesiri ile olsa gerek son yazisinda kendini de yaglamayi unutmamis.
Mutevazi= Kendini pazarlamaya çalışmayanların sıfatı. Nadir bulunan insan özelliği.
Histerikliğe gerek duymama durumu. Batının rekabetçi anlayışında yeri olmayan nitelik
Son yazisinda ne kadar derin vede uzun goruslu (turna gibi)
bir deha oldugunu ballandira balandira anlatirken soyle buyurmus:
"Bir yandan Harvard'ta master yapıyor, bir yandan da Massachusetts Institute of Technology'nin uluslararası araştırmalar merkezinde 'konuk araştırmacı' olarak çalışıyordum.
Dünyanın en iyi 15 üniversitesi klasmanında hâlâ ilk iki sırayı işgal eden bu eğitim kurumları olaylara farklı gözle bakabilmemde önemli rol oynamıştır."
Bilmeyenlerde sanirki Harvard'in hukuk yada isletme fakultesini bitirdi, MIT'de de
Sloan School of Management'tan doktora derecesi var.. oylede bir hava yaratiyor ustad...
Harvard'in Center for Middle Eastern Studies 'tan master derecesi almak bir Amerika'li bir Ingiliz, bir Alman icin cok zor olabilir cunku ogretilen derslerin cogu Islam ve Arap kulturu uzerine oldugu icin tez yazabilmek yada dise dokunur arastirma yapabilmek iyi Arapca bilmek gerekir.
Arapca bilmedende tez yazarsin o sorun degil. Zaten sorun olmadigi icin bu bolume ilgi duyan ogrencilerin cogu (eger CIA tarafindan kaydi yaptirilmamissa) Fehmi abimiz gibi gocmen kuslardir. (Turna gozlu, boru sesli, imam hatip mezunu hafizlar)
Birde bu bolumun hocalarinin yuzde 50 si ya Arap yada Turk'tur.
(Bakiniz : http://www.fas.harvard.edu/~mideast/faculty/primary/index.html)
Yani tez yazabilmek icin Ingilizce bilmesen olur. Ha Imam Hatip Islam Yuksek El Hafiz Universitesinde doktora yapmissin ha Harvard'da sen cal ben oynayayim usulu bir master.
Orada gorev yapan hocalarimizi kucumsemek icin yazmiyorum bunlari. Ancak imam hatip mezunu olan vede Suriye'de de arapca dersleri almis bir imam-i hafiye olan Fehmi Koru icin boyle bir bolumden master almak okulun ismi Harvard oldugu icin herhalde buyuk bir onem tasiyor. Neyse mutavazi bir sekilde gittigi okulu ovdugu icin fazla kurcalamayalim. Bazi okuzler gibi Harvard Square'deki Coop'tan aldigi uzerindede koca harflerle Harvard yazan $25 dolarlik T-shirt'u giyip Kanal-7'de cikabilirdi bizim Fehmi. Ancak mutevazi bir sahsiyet oldugu icin yapmiyor boyle gorgusuzlukleri. Nede olsa Harvard mezunu...
Harvard'ta aldigi bu muthis(!) egitim sayesinde gercektende olaylara farkli bir gozlukle bakar bizim Fehmi.
Ornegin:
Menemen'deki yobazlarin vahsetini "gazetelerin üçüncü sayfalarýnda hemen hergün okumaya alistigimiz türden menfur ve sapikça bir olay..." Devletin her yil bu zaman hareketlenmesi için bir sebep yok kisacasi" diye kucumseyip o yobazlardan dahada assagilik durumlara dusmeyi bir gorev bilir.
" Ataturk Bektasiydi" gibi sacma sapan bir iddiayi tek bir kaynaga dayanarak ciddi ciddi kaleme alarak "tekke ve zaviyelerin geri gelmesini istiyorum" demek SIKTIGI icin milleti manipule etmeye calisir..
"Afis" baslikli yazinda yine ayni sekilde Ataturk'un devrimlerini ti'ye almaya yeltenerek Amerika'daki sayilari 25,000'i gecmeyen dolayisi ile anayasayi kendi yasam bicimleri dogrultusunda degistirmeye gucleride yetmeyen Amish'leri ornek gosterme komikliklerinide cok "bilimsel" bir sekilde yapar..
Inandiriciligini, guvenirligini, sayginligini kaybetmek istemeyen bir yazarimiz oldugu icinde, dinci soylemlerle umre'sinde nasil yere yan gelip yatarak elle kebap yedigini, nasilda dindar biri oldugunu ballandira ballandira kosesinde anlatarak, Harvard'ta ogrendigi medeniyeti bizlerede
kaleminden ballar damlayarak ogretir..
Yani Fehmicigim, hic Harvard Square'deki cay bahcesinde oturup gelen gecen guzel kizlara bakmamis olsak, MIT'nin "infinite corridor"unda kaybolmuslugumuzda olmasa, sen bizide herkesi aldigin gibi kafaya alacaksin ama..
Olsun olaylara birde borunun alt tarafindan bakip, osurugun yonunu iyi tayin etmekte yarar var.
Bayramini kutlar, ajanlik uzerinde yazdigin guzel yazi dizilerini hasretle beklerim.
Umit Sen
AYDINLIK TÜRKÝYE'NÝN HABERCÝSÝ
Bugünkü Yeni Þafak
Y A Z A R L A R
Ana Sayfa
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Kültür
Spor
Yazarlar
Televizyon
Saðlýk
Arþiv
Biliþim
Dizi
Düþünce Günlüðü
657'liler Ailesi
Yemek
Çalýþanýn Sesi
Politik Fis-Kos
Nar-ý Beyza
Eski bir 'komplo'
Washington'da patlayan skandalýn Ýran'a dayanacaðýný tahmin ediyordum zaten. Ýranlýlar, þaþkýn Amerikalýlarý biraz daha þaþýrtma ustalýðýna sahiptir çünkü. Geçerliliðini deneyerek öðrendiðim bir gerçektir bu... Skandalýn derinine nüfuz etmeye çalýþýrken müthiþ keyif duyuyor ve sizlere de duyurmaya çabalýyorsam, sebebi, yýllar önce yaþadýðým bir baþka keyiftir...
Tahran'da bir grup gencin Amerikan Büyükelçiliði'ni basýp diplomatlarý rehin aldýðý günleri hatýrlar mýsýnýz? 1979 yýlý kasým ayýydý. ABD Baþkaný Jimmy Carter Ýran'ýn devrik þahý Rýza Pehlevi'nin kanser tedavisi için New York'a gelmesine izin verince bir grup Ýranlý öðrenci Tahran'daki Amerikan Büyükelçiliði'ni basmýþtý. Tâkip eden bir yýl, ABD ve dünya sisteminin nasýl çalýþtýðýný gözlememi saðlayacak olaylarla dolu geçti.
ABD'de 1980 kasým ayýnda seçim yapýlacaðý için o bir yýl önemliydi. Carter rehineleri kurtaramazsa seçimi kaybedeceðini biliyordu. Rakibi Ronald Reagan da rehinelerin seçim öncesi serbest kalmasý durumunda sandýk þansýnýn darbe yiyeceðini... Reagan ekibi, bir yandan Ýran'a karþý çýkan sert kovboy görüntüsünü kitlelere verirken, el altýndan da, ellerindeki rehineleri seçimden önce serbest býrakmamalarý karþýlýðý Ýranlýlarla silâh pazarlýðý yaptý.
Bu süreci ben ABD'de izledim. Bir yandan Harvard'ta master yapýyor, bir yandan da Massachusetts Institute of Technology'nin uluslararasý araþtýrmalar merkezinde 'konuk araþtýrmacý' olarak çalýþýyordum. Dünyanýn en iyi 15 üniversitesi klasmanýnda hâlâ ilk iki sýrayý iþgal eden bu eðitim kurumlarý olaylara farklý gözle bakabilmemde önemli rol oynamýþtýr. Oradayken Yeni Devir gazetesine 'Amerika mektubu' baþlýðýyla gönderdiðim deðerlendirmelerin bir bölümü, sonradan (1985'te), 'Ýran-Kontra skandalý' diye patlayan büyük olayýn baþlangýcýna ýþýk tutucudur...
Ýranlýlar, diplomatlarýný 'rehine' aldýklarý 'Büyük Þeytan' ile, dünyanýn pek çok baþkentinde 'gizli' temaslar yürütmekten geri durmamýþlardý. Sonunda Carter ekibiyle deðil Reagan'ýn adamlarýyla yaptýðý anlaþmaya sâdýk kaldý Tahran'daki yeni rejim; onun karþýlýðýnda da 1980'de patlayan Irak'la savaþýnda gerekli bazý silâhlarý, kimsenin ruhu duymadan, ABD ve Ýsrail'den elde etmeyi baþardý...
O görüþmelerin perde arkasýný öðrendikçe Yeni Devir okurlarýyla paylaþmýþtým. Sonunda, gazeteye, Amerikalýlar ile Ýranlýlarýn Paris buluþmasý tutanaklarýna da yer veren bir hafta sürecek bir yazý dizisi gönderdiðimi hatýrlýyorum. O dönemden aklýmda kalan izlenim þudur: 1980 yýlýnda yapýlan ABD baþkanlýk seçiminde Ronald Reagan'ý oylarýyla Amerikan halký seçmiþ olsa bile, bunu saðlayan, rehine siyasetiyle Ýran olmuþtu. ABD'ye baþkan olarak Reagan'ý tercih eden Ayetullah Humeyni'ydi...
Gary Sick, Ford, Carter ve Reagan dönemlerinde Ulusal Güvenlik Konseyi'nde çalýþmýþ bir subay. Onun kitabýna ad olarak seçtiði 'October Surprise' (Ekim sürprizi) o dönem yaþananlarý anlatan bir 'deyime' dönüþtü. Kitabýn özet cümlesi þudur: "Reagan-Bush ikilisi, Amerikan demokratik sürecini baltalamayla sonuçlanacak profesyonelce örgütlenmiþ bir istihbarat operasyonu düzenlemiþti."
Çok karmaþýk yönleri vardý o operasyonun ve taraflarýn gizliliðe olaðanüstü riayet etmesi gerekiyordu. Gary Sick, Ulusal Güvenlik Konseyi'ndeki konumu sayesinde, Carter döneminde baþlamýþ Ýran'a 'gizli' silâh teslimatýyla ilgili bilgileri günü gününe ediniyordu.
Bush ekibinin Irak'a açtýðý son savaþa en þiddetle karþý çýkanlardan gazeteci Robert Dreyfuss, yeni çýkan 'Devil's Game' (Þeytan'ýn oyunu) adlý kitabýnýn 'Ýrangate' konusuna ayýrdýðý sayfalarýnda, iliþkinin sonucunu þöyle özetliyor (s. 293): "Sonunda rehineler serbest býrakýldý, ancak 20 Ocak 1981 günü, Reagan Amerika'nýn 40. baþkaný olarak yemin ettikten dakikalar sonra..." Dreyfuss, Gary Sick'in þu hüküm cümlesini de aktarýyor araþtýrmasýnda: "Bunun, William Casey tarafýndan aylar önce planlanmýþ ve çok iyi kotarýlmýþ bir komplo sonucu olduðunu pek az kiþi fark etti..." Reagan baþkan olduðunda CIA'nin baþýna William Casey getirilecekti.
Michael Ledeen'in 'Ýran uzmaný' sýfatýyla baþýný çektiði ABD heyetiyle gizli pazarlýklarý Ýran adýna yürütenin adýný da vereyim: Ahmed Kaþani. Babasý Ayetullah Seyyid Abdülkasým Kaþani de, 1953'te, Baþbakan Musaddýk'ý devirip Þah'ý yeniden tahtýna döndüren ABD darbesinde kitleleri hükümete karþý kýþkýrtan komplonun içinde yer almýþ biriymiþ... Bir de silâh tüccarý vardý Ýran heyetinde: Manuçehr Gorbanifar...
Bütün bunlar size garip gelebilir. Gelmesin. Çeyrek yüzyýl önce cereyan etmiþ olayýn bugüne de bakan bir yüzü var. Saddam'ý devirmeyle sonuçlanan Irak savaþý geride býrakýldýðýnda, ortaya çýkan tabloya bakýp, Amerikalýlar, "Acaba bizi bu iþe Ýran mý itti?" sorusuna cevap arayabilirler. Arayabilirler, çünkü Nijer sahte belgelerinde Ýran'ýn parmaðý kendini belli eder gibi...
Herhalde yarýna kadar sabrýnýz vardýr...