Monday, March 21, 2005
Kerameti kendinden menkul Hasan Cemal ve Fehmi Koru
Mon, 21 Mar 2005 10:49:41 -0800 (PST)
From:
"UMIT SEN" Add to Address Book Add Mobile Alert
Subject:
Kerameti kendinden menkul Hasan Cemal ve Fehmi Koru
To:
"Hasan Cemal", fkoru@yenisafak.com
Sevr destekcisi Fehmi Koru bey Hazretleri
Son yazinda yine Hasan Cemal gibi Orduevlerine bombali eylem yapmayi planlamis, komunistlik yaparken parayi gorunce doneklesip AB ve ABD'nin sozcusu haline gelmis
asker dusmani bir hainle duzeyli birlikteligini yaglana baglana anlatmaya, birilerine birseyler sokusturmaya calismissin.
Sadrazamin sag tassagi Hasan Cemal elini simdiye kadar hangi tasin altina sokmustu Kara Kuvvetleri Komutanina soru sorarak kafa buluyor? Kibris'ta gidip AB'nin adami olarak referanduma icin ajanlik yapmaktan baska bu konuda ne yapmis? Kuzey Irak'taki Turkmenler icin ne yapmis? PKK 30,000 vatandasi katlederken neredeymis?
Peki sen bu konularda ne yaptin Haci Bey? Elini hangi tasin altina soktunda kendinde dalga gecmeye hak goruyorsun?
Daha once yazip cevap alamadiklarimi bir daha buraya yaziyorum. ADAM'san hepsine cevap ver.
1) Sen Fetullah'in meshur "son dakikaya kadar kendinizi belli etmeyeceksiniz dedigi" kasetlerini izledikten sonrami onun muridi idin yoksa izlemeden oncemi?
2) Kasetler ciktiktan sonrami Zaman'dan ayrildin cikmadan oncemi?
3) 12 Eylul oncesi Fetullah aranirken ondan tuyo alip mi Amerika'ya voltani attin yoksa oyle denk dustudemi gittin?
4) Suriye de kimin icin ajanlik yapiyordun? Kimin adamisin? Kime kiralandin?
Hasan Cemal gibi hainlerle Fetullahin yetistirmesi takkiyeli destekciler bir aradapsikolojik savasa devam. Kendilerine soru sorulunca tik yok. Ama her konuda ahkam kesip TSK'ye sus lan demek cok. Sanki tencere boklaninca temizlemesi yine bu kerameti kendinden menkul koseli hainler tarafindan yapilacak.
Umit Sen
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
Yine, yeni, yeniden...
Milliyet yazarı Hasan Cemal’in birkaç gün arayla yazdığı iki ‘komutan’ yazısı gerçekten takdire şâyan. Hem savunduğu çizgi doğru, hem de meslekî kaygıları yerinde.
Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Yaşar Büyükanıt, geçen pazartesi akşamı, Büyük Tiyatro’da sergilenen ‘Bir Ulusun Yeniden Doğuşu’ oyunundan sonra gazetecilerle konuşurken şunları söylemiş: “Irak’ta söz hakkımız yok. Irak politikamız yok. 1999'daki terörle mücadele etme gücünün gerisindeyiz. Bu konuda bizimle gerekenleri konuşan olmadı.”
Hasan Cemal, bu haber üzerine şu iki eleştiriyi yöneltti Org. Büyükanıt’a: “(1) Komutan özellikle Irak, Kıbrıs gibi hassas konularda yaptığı bazı açıklamalarla kendi yetki alanı dışına çıkmış, anayasal sınırları aşmıştı. Demokratik rejimlerde olağan olmayan bir durumdu bu... (2) Komutan siyasetin, daha çok hükümetin yetki alanı içindeki bu konuları kamuoyuna taşıyacak yerde, Milli Güvenlik Kurulu gibi anayasal platformları tercih etse, daha isabetli davranmış olurdu. Görüş ve eleştirilerin kapalı kapılar arkasında yapılmasıydı doğru olan...”
Org. Büyükanıt, bu eleştirinin ardından, ‘Gelibolu’ belgeseli için düzenlenen galada gazetecilerle konuştu. Komutanın yeni açıklamasını Hasan Cemal şöyle özetliyor: “Terörle mücadele de, Kıbrıs da Kara Kuvvetleri Komutanı olarak doğrudan görev alanım içinde. Görev alanıma giren konularda soruyla karşılaşınca yanıtlıyorum, düşüncelerimi açıklıyorum.”
Bir çok yazarın olduğu gibi kabullenip üzerine yorum yaptığı bu açıklamalar Hasan Cemal’den yine yeni yeniden eleştiri aldı:
“Şimdi sormak lazım Komutan'a: / Büyük Tiyatro'daki törende gazetecilere 'Irak yeniden yapılanıyor. Bizim söz hakkımız var mı? Yok!' diyen siz değil misiniz? Bu konu sizin görev alanınız içinde mi? Irak'ın yeniden yapılanmasında Türkiye'nin söz hakkı konusu kimin görev alanında? Bu konu eğer sizin görev alanınız içinde yer alıyorsa, Başbakan'la Dışişleri Bakanı ne yapacaklar o zaman?..
“Yine sormak lazım Komutan'a: / Gazetecilerle Büyük Tiyatro'da ayaküstü sohbet ederken, 'Bir Irak politikamız var mı? Yok!' diyen de siz değil misiniz? Türkiye'nin Irak politikası acaba sizin görev alanınız içinde mi yer alıyor? Eğer öyleyse, seçilmiş hükümete ne düşecek bu ülkede?"
“Üçüncü soru Kıbrıs'la ilgili: / Kıbrıs'a ilişkin açıklamalarınız da tümüyle siyasal nitelik taşımıyor mu?
“Son soruya gelince: / Geçen gün Dışişleri Bakanı Gül de belirtti. Genelkurmay Başkanı Org. Özkök daha önce açıklamıştı. Türk Silahlı Kuvvetleri adına konuşmaya sadece kendisinin ve Genelkurmay İkinci Başkanı Org. Başbuğ'un yetkili olduğunu söylemişti. Kara Kuvvetleri Komutanı olarak böylesine hassas, kritik konularda açıklama yetkisini kendinizde nasıl görüyorsunuz?"
Yerinde sorular bunlar... Herkesin kendi görev alanına giren konularda ve meşru zeminlerde hassasiyetlerini dile getirmesi elbette doğrudur. Her kafadan ayrı bir sesin çıktığı bir ülkede ulusal çıkarları dışarıya karşı savunmak güçleşir. Türkiye’ye şu sırada verilebilecek en büyük zarar hiyerarşik karmaşadan doğar...
Burada durmuyor Hasan Cemal, Org. Büyükanıt’ın görüşlerini aktaran “Yalnız temsilci değil, aynı zamanda ellerinde kalem olan köşe sahibi gazeteciler” diye andığı iki gazeteciye “Bu sorular nasıl olmuş da akıllarına gelmemiş?” hayretiyle takılmadan edemiyor; “Yoksa böylesi sorular artık Ankara gazeteciliği içinde yer almıyor mu?” dedikten sonra hükmünü veriyor: “Bana göre fazla müeddep gazetecilik olmuş...”
Bu tespit de doğru...
Keşke, Hasan Cemal de, bir gün önce kaygılarını sütununa taşıdığı Süleyman Demirel’e fazla ‘müeddep’ davranmasaydı. Demirel, komutanın sözlerinin ‘boş olmadığını’ söylüyor Hasan Cemal’e... 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat’a da gelip dayanmış sohbetleri...
Okuyalım mı: “1950'lerin sonunda zamanın Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Gürsel'in iktidara mektubunu hatırlatıyor. / Sonra sözü Amerika'ya getiriyor. / Ortadoğu ve Irak'ta sıkışan Amerika'nın bazı bakımlardan Türkiye'yi de sıkıştırdığına dikkat çekiyor Demirel. Bu noktayı da pek hayra yormuyor. / Yine tarihten konuşuyoruz. / 1950'lerin sonunda Başbakan Menderes'in Moskova ziyareti planlarından Amerika'nın nasıl rahatsız olduğunu anlatıyor. 1960'ların sonundaysa yine Amerika'nın kendi başbakanlığı döneminde haşhaş yasağı için Türkiye'ye nasıl bastırdığına şöyle bir değiniyor.”
Keşke fazla ‘müeddep’ davranmayıp sadece birkaç gün önce Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’e söylediğini Yavuz Donat’tan öğrendiğimiz şu sözlerine açıklık getirmesini isteseydi Demirel’den: “Eğer Kıbrıs meselesinde teklersek, arkasından Ermeni meselesi gelecektir... Batı'nın rahatsız olduğu olay Lozan... Hala içlerine sindiremedikleri anlaşılıyor. / - Ne istiyorlar? / - Sevr... Ve bunu açık, açık söylüyorlar... Utanmadan.”
Bir de şunu: “Evet, rahatsız oldukları şey Lozan... Zira, Sevr olsaydı, Ermenistan'ı kurduracaklardı... 6 vilayetimiz gidecekti... Sonra, Fırat'ın doğusunda Kürdistan... Ve Türkiye, Anadolu'nun ortasına sıkışıp, kalacaktı... Arzuları buydu...”
Muhataplarına çok farklı akıllar veren Süleyman Demirel’e yöneltilecek “Hasta yatağında, yine bir şeyler peşinde misiniz?” sorusu çok mu edep dışı kaçardı?
From:
"UMIT SEN"
Subject:
Kerameti kendinden menkul Hasan Cemal ve Fehmi Koru
To:
"Hasan Cemal"
Sevr destekcisi Fehmi Koru bey Hazretleri
Son yazinda yine Hasan Cemal gibi Orduevlerine bombali eylem yapmayi planlamis, komunistlik yaparken parayi gorunce doneklesip AB ve ABD'nin sozcusu haline gelmis
asker dusmani bir hainle duzeyli birlikteligini yaglana baglana anlatmaya, birilerine birseyler sokusturmaya calismissin.
Sadrazamin sag tassagi Hasan Cemal elini simdiye kadar hangi tasin altina sokmustu Kara Kuvvetleri Komutanina soru sorarak kafa buluyor? Kibris'ta gidip AB'nin adami olarak referanduma icin ajanlik yapmaktan baska bu konuda ne yapmis? Kuzey Irak'taki Turkmenler icin ne yapmis? PKK 30,000 vatandasi katlederken neredeymis?
Peki sen bu konularda ne yaptin Haci Bey? Elini hangi tasin altina soktunda kendinde dalga gecmeye hak goruyorsun?
Daha once yazip cevap alamadiklarimi bir daha buraya yaziyorum. ADAM'san hepsine cevap ver.
1) Sen Fetullah'in meshur "son dakikaya kadar kendinizi belli etmeyeceksiniz dedigi" kasetlerini izledikten sonrami onun muridi idin yoksa izlemeden oncemi?
2) Kasetler ciktiktan sonrami Zaman'dan ayrildin cikmadan oncemi?
3) 12 Eylul oncesi Fetullah aranirken ondan tuyo alip mi Amerika'ya voltani attin yoksa oyle denk dustudemi gittin?
4) Suriye de kimin icin ajanlik yapiyordun? Kimin adamisin? Kime kiralandin?
Hasan Cemal gibi hainlerle Fetullahin yetistirmesi takkiyeli destekciler bir aradapsikolojik savasa devam. Kendilerine soru sorulunca tik yok. Ama her konuda ahkam kesip TSK'ye sus lan demek cok. Sanki tencere boklaninca temizlemesi yine bu kerameti kendinden menkul koseli hainler tarafindan yapilacak.
Umit Sen
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
Yine, yeni, yeniden...
Milliyet yazarı Hasan Cemal’in birkaç gün arayla yazdığı iki ‘komutan’ yazısı gerçekten takdire şâyan. Hem savunduğu çizgi doğru, hem de meslekî kaygıları yerinde.
Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Yaşar Büyükanıt, geçen pazartesi akşamı, Büyük Tiyatro’da sergilenen ‘Bir Ulusun Yeniden Doğuşu’ oyunundan sonra gazetecilerle konuşurken şunları söylemiş: “Irak’ta söz hakkımız yok. Irak politikamız yok. 1999'daki terörle mücadele etme gücünün gerisindeyiz. Bu konuda bizimle gerekenleri konuşan olmadı.”
Hasan Cemal, bu haber üzerine şu iki eleştiriyi yöneltti Org. Büyükanıt’a: “(1) Komutan özellikle Irak, Kıbrıs gibi hassas konularda yaptığı bazı açıklamalarla kendi yetki alanı dışına çıkmış, anayasal sınırları aşmıştı. Demokratik rejimlerde olağan olmayan bir durumdu bu... (2) Komutan siyasetin, daha çok hükümetin yetki alanı içindeki bu konuları kamuoyuna taşıyacak yerde, Milli Güvenlik Kurulu gibi anayasal platformları tercih etse, daha isabetli davranmış olurdu. Görüş ve eleştirilerin kapalı kapılar arkasında yapılmasıydı doğru olan...”
Org. Büyükanıt, bu eleştirinin ardından, ‘Gelibolu’ belgeseli için düzenlenen galada gazetecilerle konuştu. Komutanın yeni açıklamasını Hasan Cemal şöyle özetliyor: “Terörle mücadele de, Kıbrıs da Kara Kuvvetleri Komutanı olarak doğrudan görev alanım içinde. Görev alanıma giren konularda soruyla karşılaşınca yanıtlıyorum, düşüncelerimi açıklıyorum.”
Bir çok yazarın olduğu gibi kabullenip üzerine yorum yaptığı bu açıklamalar Hasan Cemal’den yine yeni yeniden eleştiri aldı:
“Şimdi sormak lazım Komutan'a: / Büyük Tiyatro'daki törende gazetecilere 'Irak yeniden yapılanıyor. Bizim söz hakkımız var mı? Yok!' diyen siz değil misiniz? Bu konu sizin görev alanınız içinde mi? Irak'ın yeniden yapılanmasında Türkiye'nin söz hakkı konusu kimin görev alanında? Bu konu eğer sizin görev alanınız içinde yer alıyorsa, Başbakan'la Dışişleri Bakanı ne yapacaklar o zaman?..
“Yine sormak lazım Komutan'a: / Gazetecilerle Büyük Tiyatro'da ayaküstü sohbet ederken, 'Bir Irak politikamız var mı? Yok!' diyen de siz değil misiniz? Türkiye'nin Irak politikası acaba sizin görev alanınız içinde mi yer alıyor? Eğer öyleyse, seçilmiş hükümete ne düşecek bu ülkede?"
“Üçüncü soru Kıbrıs'la ilgili: / Kıbrıs'a ilişkin açıklamalarınız da tümüyle siyasal nitelik taşımıyor mu?
“Son soruya gelince: / Geçen gün Dışişleri Bakanı Gül de belirtti. Genelkurmay Başkanı Org. Özkök daha önce açıklamıştı. Türk Silahlı Kuvvetleri adına konuşmaya sadece kendisinin ve Genelkurmay İkinci Başkanı Org. Başbuğ'un yetkili olduğunu söylemişti. Kara Kuvvetleri Komutanı olarak böylesine hassas, kritik konularda açıklama yetkisini kendinizde nasıl görüyorsunuz?"
Yerinde sorular bunlar... Herkesin kendi görev alanına giren konularda ve meşru zeminlerde hassasiyetlerini dile getirmesi elbette doğrudur. Her kafadan ayrı bir sesin çıktığı bir ülkede ulusal çıkarları dışarıya karşı savunmak güçleşir. Türkiye’ye şu sırada verilebilecek en büyük zarar hiyerarşik karmaşadan doğar...
Burada durmuyor Hasan Cemal, Org. Büyükanıt’ın görüşlerini aktaran “Yalnız temsilci değil, aynı zamanda ellerinde kalem olan köşe sahibi gazeteciler” diye andığı iki gazeteciye “Bu sorular nasıl olmuş da akıllarına gelmemiş?” hayretiyle takılmadan edemiyor; “Yoksa böylesi sorular artık Ankara gazeteciliği içinde yer almıyor mu?” dedikten sonra hükmünü veriyor: “Bana göre fazla müeddep gazetecilik olmuş...”
Bu tespit de doğru...
Keşke, Hasan Cemal de, bir gün önce kaygılarını sütununa taşıdığı Süleyman Demirel’e fazla ‘müeddep’ davranmasaydı. Demirel, komutanın sözlerinin ‘boş olmadığını’ söylüyor Hasan Cemal’e... 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat’a da gelip dayanmış sohbetleri...
Okuyalım mı: “1950'lerin sonunda zamanın Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Gürsel'in iktidara mektubunu hatırlatıyor. / Sonra sözü Amerika'ya getiriyor. / Ortadoğu ve Irak'ta sıkışan Amerika'nın bazı bakımlardan Türkiye'yi de sıkıştırdığına dikkat çekiyor Demirel. Bu noktayı da pek hayra yormuyor. / Yine tarihten konuşuyoruz. / 1950'lerin sonunda Başbakan Menderes'in Moskova ziyareti planlarından Amerika'nın nasıl rahatsız olduğunu anlatıyor. 1960'ların sonundaysa yine Amerika'nın kendi başbakanlığı döneminde haşhaş yasağı için Türkiye'ye nasıl bastırdığına şöyle bir değiniyor.”
Keşke fazla ‘müeddep’ davranmayıp sadece birkaç gün önce Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’e söylediğini Yavuz Donat’tan öğrendiğimiz şu sözlerine açıklık getirmesini isteseydi Demirel’den: “Eğer Kıbrıs meselesinde teklersek, arkasından Ermeni meselesi gelecektir... Batı'nın rahatsız olduğu olay Lozan... Hala içlerine sindiremedikleri anlaşılıyor. / - Ne istiyorlar? / - Sevr... Ve bunu açık, açık söylüyorlar... Utanmadan.”
Bir de şunu: “Evet, rahatsız oldukları şey Lozan... Zira, Sevr olsaydı, Ermenistan'ı kurduracaklardı... 6 vilayetimiz gidecekti... Sonra, Fırat'ın doğusunda Kürdistan... Ve Türkiye, Anadolu'nun ortasına sıkışıp, kalacaktı... Arzuları buydu...”
Muhataplarına çok farklı akıllar veren Süleyman Demirel’e yöneltilecek “Hasta yatağında, yine bir şeyler peşinde misiniz?” sorusu çok mu edep dışı kaçardı?