Saturday, June 26, 2004
Tehdidin adini dogru koyalim
To:
"UMIT SEN"
Subject:
Re: Tehdidin adini dogru koyalim
Date:
Sat, 26 Jun 2004 19:21:59 +0300
Sn Sen,
Beni cocuk filan mi saniyorsunuz? Ben neredeyse 55 yasindayim. Kendimi bildim bileli de kararlarimi hep ben veriyorum. Bulundugunuz yerdeki dosyalarda da bunlar yaziyor olmali. Tembellik yapmayin.
Selamlar
Fehmi Koru
----- Original Message -----
From: UMIT SEN
To: http://us.f529.mail.yahoo.com/ym/Compose?To=fkoru@yenisafak.com
Sent: Saturday, June 26, 2004 9:00 AM
Subject: Tehdidin adini dogru koyalim
Fehmi Bey Hoca:
Aylar once;
"Sen Fetullah'in meshur "son dakikaya kadar kendinizi belli etmeyeceksiniz dedigi" kasetlerini izledikten sonrami onun muridi idin yoksa izlemeden oncemi? Kasetler ciktiktan sonrami Zaman;'dan ayrildin cikmadan oncemi? 12 Eylul oncesi Fetullah aranirken ondan tuyo alip mi Amerika'ya voltani attin yoksa oyle denk dustudemi gittin. Suriye de kimin icin ajanlik yapiyordun? Kimin adamisin? Kime kiralandin? Once onlarin hesabini ver."
diye sordugum sorularin cevabini halen alamadim. Bugunku yazinda yine lafi eveleyip geveleyip "spin" ederek birilerine sokusturmaya calisiyorsun ama,
12 Eylul 1980'e kadar imam maasi ile gecinen ve aranan bir adamin dunyanin her yerinde "piril piril" okullar acabilecek sermayeyi nasil elde ettigini, hangi islerde calisarak bu paralari biriktirdigini, 6 senedir Amerika'da ekmek elden su golden hasta hasta nasil kalabildigini, bu degirmenin suyunun nereden geldigini,
yazamadigin surece,
Sen ADAM degilsin.
Umit Sen
Tehdidin adını doğru koyalım
NATO Zirvesi vesile edilerek Türkiye'nin büyük kentleri kana bulanıyor; ciddi bir tehdit bu... Beş yıl susan ayrılıkçı terör mâhiyet değiştirerek yeniden baş gösterdi... Irak'ın kendisi Türkiye'nin güvenliği açısından serseri mayın gibi; belirsizliğin sürdüğü her geçen gün ayrı bir kaygı konusu... Zirvesini İstanbul'da toplayan NATO, Türkiye'ye neye mâl olacağı öngörülemeyecek yeni görevler yükleme hazırlığında; George W. Bush'un Ankara ziyareti sırasında masaya getireceği sürprizleri de unutmamak gerekiyor...
Böyle bir ortamda toplanan Milli Güvenlik Kurulu'nun (MGK) 'irtica' konusunu görüşmesi sizi şaşırtmadı mı? Gazete haberlerine bakılırsa, MGK'ya 'Emniyetteki irticaî yapılanma' başlıklı bir rapor sunulup uzun uzun tartışılmış... 5,5 saat süren toplantının önemli bir bölümü Fethullah Gülen adının sıkça telâffuz edildiği rapora ayrılmış...
Türkiye'de de herhalde 'irtica' vardır; ancak, öyle sanıyorum ki,'irtica' denildiğinde hatırlanacak en son kişi Fethullah Gülen olmalı. Hayatını 'eğitim' faaliyetlerini teşvike hasretmiş bir insan o; bugünlerde biraz da metazori gündeme gelen 'dinlerarası diyalog' çalışmalarını, yıllar önce kendiliğinden başlattığı biliniyor. Son altı yıldır da yurtdışında yaşıyor zaten. Böyle bir insanı 'tehlike' görmek ve herbiri pırıl pırıl gençler yetiştiren devlet gözetimindeki kurumlara, sırf onun teşvikiyle kuruldukları için, 'irtica odağı' gözüyle bakmak en azından insafsızlıktır...
Bugün Türkiye, Anadolu dışındaki geniş coğrafyada kendisine gıptayla bakılan bir ülke görüntüsündeyse, bunu biraz da dünyanın dört bir tarafında açılmış Türk kolejlerine borçluyuz. Türkiye'nin resmî temsilcilerinin çeşitli kısıtlamalar yüzünden yapamadığı tanıtımı en etkili biçimde gerçekleştiren o kurumları 'irtica' ile irtibatlandırmak için gülünç olmayı göze almak gerekiyor.
'İrtica' ucu açık bir kavram. Birilerinin 'irtica' dediğiyle başkalarının övündüğü bir ülke halindeyiz. Bazıları için Fethullah Gülen 'irtica'; bazıları yaklaşık iki yıldır ülkeyi yöneten Ak Parti kadrosunu 'irtica' ile suçlayabiliyor. 'Batıcı' bilinen siyasî kadroların başaramadığı Türkiye'yi Avrupa Birliği'ne sokma hedefine ciddi olarak sarılan Başbakan Tayyip Erdoğan da 'irtica odağı' onlara göre... Her taşın altında 'mürteci' araya araya sabah aynaya bakmaktan çekinenlerimiz bile var.
Bu hafta başında bir gazeteye verdiği mülâkatta 28 Şubat'ı planlayan esas kadronun önemli bir unsuru olduğunu itiraf eden emekli bir korgeneral, orgeneralliğe terfiinin dedikodularla engellendiğini de anlatmış. Korgeneralin aleyhinde kullanılan iddialardan biri 'camiye gitmesi' imiş... Bir keresinde, şehitlerin ruhuna okutulan bir mevlide 'emirle' gitmiş o komutan; "Onun dışında beni camide kimse görmemiştir" diyor... Ancak, o da, 28 Şubat'ta oynadığı faal role rağmen, anlaşılan, 'irticacı' gözüyle bakılmaktan kendini kurtaramamış...
Rekabetin yoğun olduğu kurumlarda bireysel çekişmeler için yerli-yersiz tepe tepe kullanılan bir bahane olduğu belli 'irtica'nın; hayatında camiye adım atmamış bir subayın terfiinin o iddiayla engellenebilmesi bunu gösteriyor. Peki kurumlar arası rekabette de işe yarar mı aynı itham? "Emniyette Fethullahçı yapılanma" türü haberlere bir de bu açıdan yaklaşmakta yarar bulunabilir...
Türkiye, bireysel tercihlerin ayıplama ve suçlama sebebi olmaktan çıkması gereken bir olgunluğa çoktan ulaştı. Yakın geçmişte ayıplama, hatta kınama sebebi olan tercihler bile artık aleni hale dökülebiliyor. Bir insanın dindarlığı, ya da dindar bir insanın devlet sistemi içerisinde yer alması neden kınama sebebi olsun ki? Yarın Ankara'ya gelecek George W. Bush Beyaz Saray'da dualı kahvaltılar düzenliyor; kendisiyle birlikte çalışacakların 'dindar' olmasını yeğliyor. Bugün ABD yönetiminde sorumlu koltuklarda oturanların dinî inançları ayrıntılarıyla sergilense, bizde 'irtica' ile suçlananlar, "Aaa, işte bu irtica" diyebilirler...
Gözden daha fazla düşmesi istenmiyorsa, MGK'nın gündemini ülkemize ve insanımıza yönelik 'gerçek' tehditlerden başkasıyla meşgul etmemek gerekiyor.