Friday, July 11, 2003
Gul Kokusu
"Fehmi Koru" View Contact Details Add Mobile Alert
To:
"UMIT SEN"
Subject:
Re: Gul kokusu
Date:
Fri, 11 Jul 2003 11:20:36 +0300
Sn Sen
Ayni ihtimam devam ediyor, merak etmeyin. Buyuk kredi actiginiz, hayranlikla yazilarini elinizdeki adreslere gonderdiginiz meslektaslarin motiflerini sorgulamaya baslarsaniz gercekleri daha iyi gorebilirsiniz. Kucumseyerek andiginiz kisiler 'halktan insanlar' ve biz -girebilirsek- bu halkimizla AB'ye girecegiz.
Selamlar
Fehmi Koru
----- Original Message -----
From: UMIT SEN
To: fkoru@yenisafak.com
Sent: Friday, July 11, 2003 7:05 AM
Subject: Gul kokusu
Sayin Fehmi Koru
Bu savundugunuz adamlar mi bizi cagdaslik seviyesine tasiyacak? Bu kabinemi, Zeki Ergezenler, Kemal abiler, vesairemi dunya standardinda kaliteli isler uretecekler?
Yani toplumda bunlarin su ana kadar kirdiklari vazolardan, acemilikleri dolayisi ile basimiza actiklari belalardan bir tepki olusuyorsa bunu AB'ye girmek istemeyenler yapiyor deyip kestirip atmak size yakisiyormu acaba?
Nerede kaldi sizin o amerika'lilarin beyin takimini hafiye gibi inceleyip analizler yaparken gosterdiginiz ihtimam?
Yani oda arkadasiniz Gul beyefendi kirilmasin, manti yerken uzerine cok geldiler diye boyle danisikli dogusuklu yazi yazmak cokmu inandirici oluyor simdi?
Tayyip'in ne oldugu, nasil takkiye yaptigi ortada iken, hitler gibi konusup esip gurlemekten baska hic bir sey bilmedigi asikar iken bu adamlari sirf ayni gorusu paylasiyorsunuz diye savunmanin bir mantigi varmi?
Hadi yapsana bir analiz amerika'lilara yaptigin gibi? Arastirsana arsivleri Tayyip neler yapmis, hangi gazetenin hangi footnotunda ne imalarda bulunmusta onunla ilgili bir baska yabanci gazetede ogrendigin olayin iliskisinden yola cikaraktan sen ne buyuk tahminlerde bulunmussun zamaninda ...
Yani Tayyip Kemalist olsaydida sana zit gitseydi o zamanda hafiye gibi yazi yazmayacakmiydin onun hakkinda?. Birakin bu isleri kardesim. Harvard'tan doktoranda olsa iste senin bilimselligin, gazetecilik etigin bu kadar.
Bunlarin Turkiye'yi yonetecek kapasiteleri olmadigini herkes goruyor. Halk belki durustturler, calmazlar diye bunlari secti ancak bunlar kendi pislikleri baslarina is acmasin diye dokunulmazliklarini kaldirmayacak kadar uckagitcidirlar. Bunlar kendi suclarini affetmek icin yasa cikaracak kadar adidirler.
Istedigin kadar ahkam kes. Bu gidisat iyi degil. Tezkere gecmezse Amerika saldiramaz diye atip tutan birisini kendine kilavuz tutanlarda simdi cuvalladi yada seninle beraber baslarina cuval gecirildide bu gidisati goremiyorsunuz. Cunku sende bu oyunun bir piyonu, sozde Amerika'ya karsi ama Fetullah'in gelmesi icin ortam hazirlayan bir ajansin.
Eli iyi kalem tutan iyi bir ajansin ama cabuk desifre oluyorsun. Olmuyor.
Umit Sen
Gül bahçesinden vazgeçtik de...
Kimse ‘gül bahçesi’ vaad etmemişti, ama son zamanlarda birbiri ardına meydana gelen olaylar ülke ve siyaset bahçesini fazlasıyla dikenli hale getirmekte...
Dün bir gazetede, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın fî tarihinde çekilmiş bir fotoğrafı yayımlandı. En azından 15 yıl önceye ait fotoğrafta, Tayyip Erdoğan ve bir arkadaşı sakallı bir zâtın koltuğunun altına ilişmiş görünüyor. Gazete, fotoğrafı, “Koltuktaki Tâliban, diz çöken başbakan” olarak sunmuş; ama ‘sakallı zat’ Gulbeddin Hikmetyar o sırada henüz Afganistan başbakanı olmadıysa “Allahsız Sovyetler’e cihat açmış Afgan direnişinin en önemli komutanı” olarak Washington ve Ankara’da itibarının zirvesinde... ‘Tâliban’ denilen örgüt fotoğraftan çok sonra (1995’te) kuruldu... Tayyip Erdoğan ise, milletvekili olma yaşına bile erişmiş değil fotoğrafın çekildiği günlerde...
Belli ki, birileri ‘arşiv’ çalışması yapmış ve bula bula Tayyip Erdoğan’ın bu eski fotoğrafını ele geçirmiş...
Aynı gün, bir başka gazetede de bir ‘arşiv’ çalışması yer alıyordu. “Açıklama yapınız Tayyip Bey!!!” başlıklı yazıda, 1990’lı yılların başlarında yapılmış bir mülâkata Tayyip Erdoğan’ın verdiği cevaplar var. Konu ‘2. Cumhuriyet’ ve soru soranlar o günlerin moda konularında RP il başkanının ne düşündüğünü öğrenmek istemişler... O da, 1990’ların başlarında RP çevrelerine egemen düşünce eksersizlerini cevap olarak sunmuş... “Değiştim” dediği ve geride bıraktığı bilinen düşünceleri...
Tayyip Erdoğan’la ilgili ‘arşiv’ çalışmasını yapanlar, yardımcısı Abdullah Gül için ise daha ince bir taktik uyguluyorlar. Dün bir gazetede, bir yazarın yazısına koyduğu şu ‘açıklama’ yeterince göz açıcı: “Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, salı günü yayımlanan yazımdaki ‘Gül 'Otoritesini kaybedenler bağıracak' dedi’ sözlerini, TSK ile değil, YÖK'le ilgili olarak söylediğini belirtti.” Bir başka konuda söylenmiş sözler, o yazarın yorumunu dayandırdığı bir haberde, sanki TSK kast edilir gibi değerlendirilmişti çünkü...
Abdullah Gül’ün Türk-ABD ilişkileriyle ilgili önceki günkü Meclis konuşması da, gazetelere göz atma fırsatı bulabilmeşseniz görmüşsünüzdür, bağlamından çıkartılarak, kastını çok aşan bir biçimde yansıtıldı bazı kalemler tarafından...
Anlam saptırma amaçlı haberler sadece ‘yerli’ kişiliklere yönelik değil; Avrupa Birliği’nin (AB) genişlemeden sorumlu yetkilisi Günter Verheugen de benzer bir ‘çarpıtma’ habere muhatap oldu önceki gün. Ağzından çıkmayan, “Türkiye AB’ye üye olamaz, onun için özel bir formül geliştiriyoruz” sözlerinin kendisine mâl edilmesi üzerine, Verheugen, Berlin’de bir basın toplantısı düzenledi; haberi yalanladıktan sonra, Türkiye’nin AB üyeliğinin Helsinki Zirvesi’nde kararlaştırıldığını hatırlattı.
Listeye, Irak’ın kuzeyindeki Türk özel tim karargâhının basılıp subayların Bağdat’a götürülmesi ile Tunceli valisine karşı suikast girişimini de pekâlâ ekleyebiliriz... Birbiri ardına meydana gelen bu gelişmeleri görüp de “Ne oluyor?” diye sormamak mümkün mü? Ne oluyor gerçekten? Evet, kimse ‘gül bahçesi’ vaad etmedi, ama bu kadar diken de biraz fazla değil mi?
Olan şu: Türkiye AB’ye doğru hızla yol alıyor... Hükümet, içinde en önemli değişim ve dönüşüm yasalarını da barındıran 7. uyum paketini çıkartıncaya kadar Meclis’i çalıştırmaya kararlı... Bir kararlıklık da terörü sona erdirmeyi amaçlayan ‘eve dönüş yasası’ konusunda yaşanıyor... Bu arada, “Bitti” denilen ABD-Türkiye ilişkisi daha sağlıklı bir zemine oturma istidadı gösteriyor; Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün Washington ziyareti bunu sağlayacak...
Bir fotoğraf, iki-üç haber çarpıtması, birkaç oldu-bitti bu önemli gelişmelerin önünü kesebilir mi? Görüşümüz şu: Hükümet ve Meclis şimdiye kadar izlediği serinkanlı çizgiyi terk etmezse, merak etmeyin, hiçbir gelişme Türkiye’nin çağdaş standartları yakalama yürüyüşünün önünü kesemez...
To:
"UMIT SEN"
Subject:
Re: Gul kokusu
Date:
Fri, 11 Jul 2003 11:20:36 +0300
Sn Sen
Ayni ihtimam devam ediyor, merak etmeyin. Buyuk kredi actiginiz, hayranlikla yazilarini elinizdeki adreslere gonderdiginiz meslektaslarin motiflerini sorgulamaya baslarsaniz gercekleri daha iyi gorebilirsiniz. Kucumseyerek andiginiz kisiler 'halktan insanlar' ve biz -girebilirsek- bu halkimizla AB'ye girecegiz.
Selamlar
Fehmi Koru
----- Original Message -----
From: UMIT SEN
To: fkoru@yenisafak.com
Sent: Friday, July 11, 2003 7:05 AM
Subject: Gul kokusu
Sayin Fehmi Koru
Bu savundugunuz adamlar mi bizi cagdaslik seviyesine tasiyacak? Bu kabinemi, Zeki Ergezenler, Kemal abiler, vesairemi dunya standardinda kaliteli isler uretecekler?
Yani toplumda bunlarin su ana kadar kirdiklari vazolardan, acemilikleri dolayisi ile basimiza actiklari belalardan bir tepki olusuyorsa bunu AB'ye girmek istemeyenler yapiyor deyip kestirip atmak size yakisiyormu acaba?
Nerede kaldi sizin o amerika'lilarin beyin takimini hafiye gibi inceleyip analizler yaparken gosterdiginiz ihtimam?
Yani oda arkadasiniz Gul beyefendi kirilmasin, manti yerken uzerine cok geldiler diye boyle danisikli dogusuklu yazi yazmak cokmu inandirici oluyor simdi?
Tayyip'in ne oldugu, nasil takkiye yaptigi ortada iken, hitler gibi konusup esip gurlemekten baska hic bir sey bilmedigi asikar iken bu adamlari sirf ayni gorusu paylasiyorsunuz diye savunmanin bir mantigi varmi?
Hadi yapsana bir analiz amerika'lilara yaptigin gibi? Arastirsana arsivleri Tayyip neler yapmis, hangi gazetenin hangi footnotunda ne imalarda bulunmusta onunla ilgili bir baska yabanci gazetede ogrendigin olayin iliskisinden yola cikaraktan sen ne buyuk tahminlerde bulunmussun zamaninda ...
Yani Tayyip Kemalist olsaydida sana zit gitseydi o zamanda hafiye gibi yazi yazmayacakmiydin onun hakkinda?. Birakin bu isleri kardesim. Harvard'tan doktoranda olsa iste senin bilimselligin, gazetecilik etigin bu kadar.
Bunlarin Turkiye'yi yonetecek kapasiteleri olmadigini herkes goruyor. Halk belki durustturler, calmazlar diye bunlari secti ancak bunlar kendi pislikleri baslarina is acmasin diye dokunulmazliklarini kaldirmayacak kadar uckagitcidirlar. Bunlar kendi suclarini affetmek icin yasa cikaracak kadar adidirler.
Istedigin kadar ahkam kes. Bu gidisat iyi degil. Tezkere gecmezse Amerika saldiramaz diye atip tutan birisini kendine kilavuz tutanlarda simdi cuvalladi yada seninle beraber baslarina cuval gecirildide bu gidisati goremiyorsunuz. Cunku sende bu oyunun bir piyonu, sozde Amerika'ya karsi ama Fetullah'in gelmesi icin ortam hazirlayan bir ajansin.
Eli iyi kalem tutan iyi bir ajansin ama cabuk desifre oluyorsun. Olmuyor.
Umit Sen
Gül bahçesinden vazgeçtik de...
Kimse ‘gül bahçesi’ vaad etmemişti, ama son zamanlarda birbiri ardına meydana gelen olaylar ülke ve siyaset bahçesini fazlasıyla dikenli hale getirmekte...
Dün bir gazetede, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın fî tarihinde çekilmiş bir fotoğrafı yayımlandı. En azından 15 yıl önceye ait fotoğrafta, Tayyip Erdoğan ve bir arkadaşı sakallı bir zâtın koltuğunun altına ilişmiş görünüyor. Gazete, fotoğrafı, “Koltuktaki Tâliban, diz çöken başbakan” olarak sunmuş; ama ‘sakallı zat’ Gulbeddin Hikmetyar o sırada henüz Afganistan başbakanı olmadıysa “Allahsız Sovyetler’e cihat açmış Afgan direnişinin en önemli komutanı” olarak Washington ve Ankara’da itibarının zirvesinde... ‘Tâliban’ denilen örgüt fotoğraftan çok sonra (1995’te) kuruldu... Tayyip Erdoğan ise, milletvekili olma yaşına bile erişmiş değil fotoğrafın çekildiği günlerde...
Belli ki, birileri ‘arşiv’ çalışması yapmış ve bula bula Tayyip Erdoğan’ın bu eski fotoğrafını ele geçirmiş...
Aynı gün, bir başka gazetede de bir ‘arşiv’ çalışması yer alıyordu. “Açıklama yapınız Tayyip Bey!!!” başlıklı yazıda, 1990’lı yılların başlarında yapılmış bir mülâkata Tayyip Erdoğan’ın verdiği cevaplar var. Konu ‘2. Cumhuriyet’ ve soru soranlar o günlerin moda konularında RP il başkanının ne düşündüğünü öğrenmek istemişler... O da, 1990’ların başlarında RP çevrelerine egemen düşünce eksersizlerini cevap olarak sunmuş... “Değiştim” dediği ve geride bıraktığı bilinen düşünceleri...
Tayyip Erdoğan’la ilgili ‘arşiv’ çalışmasını yapanlar, yardımcısı Abdullah Gül için ise daha ince bir taktik uyguluyorlar. Dün bir gazetede, bir yazarın yazısına koyduğu şu ‘açıklama’ yeterince göz açıcı: “Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, salı günü yayımlanan yazımdaki ‘Gül 'Otoritesini kaybedenler bağıracak' dedi’ sözlerini, TSK ile değil, YÖK'le ilgili olarak söylediğini belirtti.” Bir başka konuda söylenmiş sözler, o yazarın yorumunu dayandırdığı bir haberde, sanki TSK kast edilir gibi değerlendirilmişti çünkü...
Abdullah Gül’ün Türk-ABD ilişkileriyle ilgili önceki günkü Meclis konuşması da, gazetelere göz atma fırsatı bulabilmeşseniz görmüşsünüzdür, bağlamından çıkartılarak, kastını çok aşan bir biçimde yansıtıldı bazı kalemler tarafından...
Anlam saptırma amaçlı haberler sadece ‘yerli’ kişiliklere yönelik değil; Avrupa Birliği’nin (AB) genişlemeden sorumlu yetkilisi Günter Verheugen de benzer bir ‘çarpıtma’ habere muhatap oldu önceki gün. Ağzından çıkmayan, “Türkiye AB’ye üye olamaz, onun için özel bir formül geliştiriyoruz” sözlerinin kendisine mâl edilmesi üzerine, Verheugen, Berlin’de bir basın toplantısı düzenledi; haberi yalanladıktan sonra, Türkiye’nin AB üyeliğinin Helsinki Zirvesi’nde kararlaştırıldığını hatırlattı.
Listeye, Irak’ın kuzeyindeki Türk özel tim karargâhının basılıp subayların Bağdat’a götürülmesi ile Tunceli valisine karşı suikast girişimini de pekâlâ ekleyebiliriz... Birbiri ardına meydana gelen bu gelişmeleri görüp de “Ne oluyor?” diye sormamak mümkün mü? Ne oluyor gerçekten? Evet, kimse ‘gül bahçesi’ vaad etmedi, ama bu kadar diken de biraz fazla değil mi?
Olan şu: Türkiye AB’ye doğru hızla yol alıyor... Hükümet, içinde en önemli değişim ve dönüşüm yasalarını da barındıran 7. uyum paketini çıkartıncaya kadar Meclis’i çalıştırmaya kararlı... Bir kararlıklık da terörü sona erdirmeyi amaçlayan ‘eve dönüş yasası’ konusunda yaşanıyor... Bu arada, “Bitti” denilen ABD-Türkiye ilişkisi daha sağlıklı bir zemine oturma istidadı gösteriyor; Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün Washington ziyareti bunu sağlayacak...
Bir fotoğraf, iki-üç haber çarpıtması, birkaç oldu-bitti bu önemli gelişmelerin önünü kesebilir mi? Görüşümüz şu: Hükümet ve Meclis şimdiye kadar izlediği serinkanlı çizgiyi terk etmezse, merak etmeyin, hiçbir gelişme Türkiye’nin çağdaş standartları yakalama yürüyüşünün önünü kesemez...